AnasayfaEski ParşömenTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Keaun Brad Maquire

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Keaun Andrew Constantine
Hufflepuff 2.Sınıf
 Hufflepuff 2.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Galleon : 25
Doğum tarihi : 13/06/93
Kayıt tarihi : 01/05/09
Yaş : 25
Taraf : Amerika
Sihirsel Soy : Safkan

Bilgiler
Ro Puanı:
63/100  (63/100)

MesajKonu: Keaun Brad Maquire   Cuma Mayıs 01, 2009 9:00 pm

Hava çok sıcak ve nemliydi. Hava da bulunan yoğun nem insanı çileden çıkartıyordu. Bir sülük gibi üzerine yapışıp kalıyordu, boğuyordu. Beyaz çarşaflı yağaında dönüp durmasının ve bir türlü uyuyamamasının bir nedeni de buydu, nem. Aynı zamanda neme yarıdım eden birşey vardı, güneş. Baş ucundaki pencereden tüm acımasızlığı ile vuruyordu Keaun'un suratına. Artık bu işkenceye dayanılamazdı ve bir an önce kalkmalıydı. Ama bu biraz yatakla güreş oldu, kalkmaya çalışırken nemlenmiş nbeyaz çarşaf üzerine dolanmış çırpındıkça daha da dolanıyordu. Uykusuzluğun verdiği sinir ile çarşafı ortadan ikiye ayrımak istiyordu ama ceza almak istemiyordu. Oysa ki çok kolay bir şekilde yapılabilirdi bu. Asası, meşe ağacından yapılmış yatağının baş ucunda ki meşe sehpanın üzerinde, masanın kenarlarına paralel olmayan bir şekilde duruyordu. Ona uzanıp alıp ve birkaç sözcük söyleyip yırtmak hiçte zor değildi. Zor da olsa kalkmaya başardı. Ayağa kalktı ve dokumaları bozulmuş el yapımı kilimin üzerinde ayakta durdu.

Yere baktı ve kilimi incelemeye başladı. Ortada ten renginde bir nokta vardı ve etrafında gittikçe büyüyen rengarenk halkalar el dokumasıydı ve oldukça bozulmuştu. Belliydi ki bayağı eskiydi, ilerledi ve kilimden çıktı. Ayağında kahverengi kare desenl bir terlik bulunuyordu. Ahşap dolaptan kıyafetlerini çıkarıp giydi. Beyaz gömleğin üzerine bordo kravatını bağladı ve iyice sıktı. Boğaz düğmesini kapatmıyordu çünkü sıcağa ve tere dayanamıyordu sabah olduğu gibi. Üzerini giydikçe siniri azalıyordu. Siyah kumaş pantolonu hemen üzerine çekti ve kemerini iyice sıktı. Bordoya benzer süveterinide beyaz gömleğin üzerine geçirdikten sonra siyah gryffindor cüppesini giydi, ardından kedisi Salem'i çağırdı ve simsiyah parlak pelerini de geçirdikten sonra yatakhaneden çıktı.

Ortak Salonda kimsecikelr yoktu ama tuhaf bir şekilde şömine yakılmıştı, alevlerin yüksek çıkmasından yeni yakıldığı belliydi. İçine atılmış bir parça gazete tomarı yeni yeni eriyordu kızgın kırmızı ateşin içinde. Gazete eridikçe şömineden "çıt, çıt" ediyordu. Dikdörtgen şeklindeki şömine iyice kızmış içi kararmıştı. Keaun daha fazla bu konunun üzerine gitmedi ve hızlıca kordiorlara atıldı. Bir an önce koridorlara fırlayan Keaun kan kırmızısı halının üzerinde yürüyor buldu kendini. Halının kenarlarına altın sarısı halat resimleri işlenmişti ve halının gittiği yere kadar devam ediyordu ta ki halı son bulana kadar. Derken zaman çabuk geçmiş değişen merdivenlerin olduğu kubbeli orta alana gelmişti. İlerledi ve merdivene çıktı, değişmesini beklemeden uç noktaya kadar ilerledi ve daha yarısına gelmeden merdiven yüksek bir titreme ile döndü. Karşı koridora yerleşince ucu Keaun uçta bekliordu. Koridora çıktığında ilerlemeye devam etti, az önce teptiği halı burada da bulunuyordu. Halının üzerinde Salem'in dört ayağı hızlı hızlı gidince çok komik ve biraz da tuhaf duruyordu, yaşlı ama pürüzsüz bir ses ile
"Nereye gidiyoruz" dedi Keaun'a. Keaun hem hızla ilerliyor hemde Salem'e bakarak konuşuyordu, "Yasak ormana, Whoch ormanda ölü bir unicorn görmüş ama yaklaşamamış. Onu bulmaya gidiyoruz." dedi. Salem ufacık ayakları ile Keaun'a yetişmeye çalışarak, "Hangisini, Whoch'u mu? Unicorn'u mu?" dedi. Keaun kıkırdayarak, "Her ikisini de" dedi. İkiside sustular ve ilerlemeye devam ettiler.


Uzun bir süre sessizlik dolu yürüyüş geçti. Tempolu adımlarla karanlık ormana yaklaşılıyordu. Bekçi Stanley'nin lacivert, gri dikdörtgen taşlardan oluşan iki dairenin birleşiminden oluşan kulübesindne tütüyordu soba. Biri çok büyük biride orta büyüklükte dairelerden oluşan kulübenin tavanı saman ile doluydu. Kasvetli gök yüzüne rağmen sevimli duruyordu kulübe. Pencerenin içinnden dışarıya bir ışık süzülüyordu dışarıya. Şimdi ikiside ormana girmişlerdi. Ağaçların uçları görünmüyor siyah bir duvar çekilmiş gibiydi. Yerde kalın ağaç köklerinin arasında çam kozalaklarının bazıları kırık bazılar ise parçalanmıştı. "Buradan biri geçmiş Keaun" dedi Salem, bunun üzerine kafa sallamakla yetindi Keaun.

Güneş, çok ilerde ki dağların arasından çıkmaya başlıyordu. Bütün gece yorulan Ay, henüz evine gitmemiş, şeffaf bir halde gökyüzünde duruyordu. Gökyüzünün yeni yeni ortaya çıkan maviliği, Doluna'ı gittikçe saydamlaştırıyordu. Gökyüzü mavilik ile birlikte kırmızıya dönük turuncuydu, bununla ilgili bir çok hikayeler anlatılırdı Keaun'a. Bunlarda birinden oldukça etkilenmişti. Güneş, gökyüzüne bu renkte iken tüm şeytanları salardı, bütün gün kötülük peşinde koşan şeytanlar akşam batma saatine yakın kızarınca gökyüzü, Güneş ile birlikte kaybolurlardı. Eğer Güneş gittikten sonra burada kalanlar ise çıldırıp, bütün gece insanların rüyasına girip, sonra da bebek olarak dünyaya gelirlerdi. Bu hikaye şu anda olduğu duruma bakılırsa gerçekleşmesi imkansız değildi. Sihir, büyü, yaratıklar ve bu hikaye ile bağlantısı olduğuna inandığı İblisler. İblisler garip yaratıklardı, bazı geceler bir yerlere saklanıp, yılan gibi derilerini çıkartırlardı. Bedenlerinde bir değişim olmazdı, aslıdna olurdu ama o geceye mahsus. Kulaklar uzar surat tanınamayacak halde korkunç olurdu. İşte dünya ya bebek oalrak geldikleri düşünülen şeytanlar onlardı. Bu sadece bir teori idi ama gerçek olma payı da az değildi.

"Sen beni dinlemiyor musun?" diye sert sert çıkıştı Salem, sessiz sessiz. Uzun süredir detaylı detaylı ayak izlerini, çam kozalağı parçalarını ve ezilmiş bir kaç şeyi takip ediyorlardı. Keaun birden durdu ve Salem bir kaç adım attıktan sonra durup geri döndü, "Ne var? Ne oldu Keaun" dedi Salem. "Salem geri mi dönmeliyiz sence?" dedi suratında yoğun bir şekilde kararsızlık ve korku vardı. "Ne saçmalıyorsun gelmek isteyen sendin ve öldürülmüş unicornlardan bahsettin Whoch'u tek ba-" oldukça uzun bir cümle kurmuştu ve yorulmuştu ama sözünün bölünmesi bu değildi. Keaun saçmalama dercesine bakarak, "Biliyorum ama bunu bekçi Stanley'e söyleyebiliriz." suratında yalvarma edası vardı, "Bak Salem, İblisler unicorn yer tamam mı? Eğer burada unicornları yiyen başka bir yaratık ya da insna değilde bir İblis ise bizi Dumbledore bile kurtaramaz." dedi. Yasak Orman'da gökyüzü görünmezdi, bu yüzden KEaun Güneş'in doğduğunu ve İblislerin salındığını bilmiyordu -o bu teoriyi gerçekmiş gibi kılıyordu- Ama daha sonra Salem'e sabah olduğunu ve okula dönmeleri gerektiğini açıklayacaktı.


Eski siteden, taşınmadan önceki stedeki benim Rp'mdir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anthony Demyx Lux
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 19
Galleon : 27
Kayıt tarihi : 01/05/09

Bilgiler
Ro Puanı:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Keaun Brad Maquire   Cuma Mayıs 01, 2009 9:39 pm

Devam etmekte gerçekten çok zorlandım.Kurgu fikri süper ama içeriği beğenmedim anlatımlar çok yüzeysel."Yaptı" "Giydi" vs... Duygulara yer verilmemiş pek.Betimleme yaparken bir kaç cümle bozukluğuna rastlanıyor.Paragraf uzunluğu iyi ama renklendirmede iki karakter de aynı rengi kullanıyor.Dediğim gibi okuyucu sıkmamak adına duygulara yer ver ve betimlemelerini biraz daha ayrıntıda tutmaya çalış.Yine de aşırıya kaçma.Pek beğenmesemde Gelişmeye çok müsait bir rpcisin.Derslere katılmalısın

*62

Not:Rp'ni editleyip başka rp koymanda gerçekten çok sinir bozucuydu tam cevap gönderecekken rp ni değiştirmişsin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Keaun Brad Maquire
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: Büyü Dünyasına Duyurular :: Rol Oyunu :: Puanlama Merkezi-
Buraya geçin: