AnasayfaEski ParşömenTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Claudia Wasseliné

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Claudia Wasseliné
Ravenclaw 5.Sınıf
Ravenclaw 5.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Galleon : 41
Doğum tarihi : 26/11/94
Kayıt tarihi : 01/05/09
Yaş : 24

Bilgiler
Ro Puanı:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Claudia Wasseliné   Cuma Mayıs 01, 2009 8:25 pm

Gökyüzündeki uzun beyaz bulutlardan parçalanan ışıklar ortamı ışıtan tek şeydi. Müritlerinin en önündeydi, yanında Willow vardı. Sarp kayalıkların üstünde olup panaromaya bakmak müthiş bir duyguydu. Gözlerinden ateşler saçılıyor, intikam ve öfke perdesi iniyordu. Zehir gibi süzülüyordu düşünceler beyninde. Sonunda beklediği olay gerçekleşecekti, Beauxbatons’u basacaklardı. Ve güzel kraliçe Ruth’u tahtından ve canından edeceklerdi. Küstah bir bakışla müritlerini süzdü, hepsi de çok iyi büyücülerdi-cadılardı. O hanım evlatlarının canlarına okuyacaklardı. Kırmızı dudaklarında muzaffer bir eda belirdi. Esen rüzgâr yüzüne çarpıyordu, bundan hoşnuttu. Emindi ki bu işi güzelce başarırlarsa tüm büyücü dünyasına kesin ve net olarak damgalarını vuracaklardı. Sanglanuit saldırısı sonrası gelecek bir Beauxbatons saldırısı gözlerini korkutacaktı. Durmstrang ve Hogwarts’ın. Bristow bundan epeyce memnundu. Zaten Agnessa ve diğerleri de bunları yaparken büyük keyif alıyorlardı. Kendisine bakan gözlerin arasında Willow’un mavimsi gözlerini buldu ve hareket emrini verdi. Görüntüsü, ufaldı, ufaldı ve kayboldu.

Bedeni bir gri bulut kümesinin içinden geçti. Gözlerini okulun taştan duvarlarından gezdirdi. Beauxbatons Sihir Akademisi… Devasa ve pürüzsüz mimarisi okulu muhteşem yapmaya yetmiyordu. Safkanların egemenliği ancak bir şeyi muhteşem ve cazip yapabilirdi. Biraz sonra yeşil ışıkların parlayacağı bu okuldan gelecek çığlık senfonisini dinlemek onun için bir zevk olacaktı. İçini çekti, Willow’a bir bakış fırlattı. Uzun senelerden beri tanışıyorlardı ve güvendiği yegâne kişilerden biriydi. Gülkurusu pembesi dudaklarından, siyah bir nehir gibi dökülecekti sözler… Bir katliamın bir vahşetin emrini verecekti. Ama önce sevgili kraliçe Ruth’a haber salmak gerekiyordu. Yanından gelen tanıdık sese “Tabii ki getirdim. Kraliçeye mükemmel bir mektup yazacağız.” Cüppesinin cebinden çekip aldığı parşömen ve tüy kalemi yere yaydıktan sonra Willow’u bekledi. Çocuğun tekini gebertiyordu. “Kendini ne zannediyorsalar, aptal çocuklar.” Diye fısıldadı. Biraz önce önüne heykel gibi devrilen kızın kanı etrafa yayılmıştı. Will bembeyaz tüy kalemi kemikli parmaklarının arasına alıp al renkli kana buladı. Sonra Agnessa’nın eline tutuşturdu. Güzel Fransızcasıyla yazacağı şeyi tekrarladı. Daha sonra kaleminin ucundan damlayan kanla yazmaya başladı. "Beauxbatons düşüyor. Kıymetli okulun elinden kayıp gidiyor." Yazıyı bitirdiğinde parmaklarına bulaşan kanı kenardaki ölünün cübbesiyle sıyırdı. Eh, malum bozuk kanlılardan tekinin kanı olabilirdi. Sadece ve sadece Safkanlar için çalışmış değerli ellerine bir kanıbozuğun kanının nüfuz etmesini istemezdi. Kan kuruduktan sonra parşömeni rulo haline getirdi, bir kurdeleyle bağladıktan sonra kenarda akbabaya benzer çirkin bir baykuşun ayağına bağladı. Şimdi sırada katliamı başlatmak vardı, elması kanlı elmasa dönüştürmenin zamanıydı.

Derin bir nefes aldı ve uzun süreden beri istediği gerçekleşiyordu. Muzaffer bir komutan edasıyla askerine kapıyı kırma emrini verdi. Koca kapının kırılmasıyla bir ses kasırgası olmuştu. Şaşkın öğrenciler yerlerinde kalakalmışlardı. Siyah kukuletasını başına geçirdi ve “Eğlence başlasın.” Diye haykırdı. Ardından atılan çığlıklar durmak bilmeyen ayak sesleri. Küçükler çığlık çığlığa kaçışırken büyükler ve bazı profesörler düelloya kalkışmıştı. Kendine doğrultulan asayı tutan titrek ellere baktı. Evet, şimdi korkusundan tirtir titreyen ellerin sahibini tanıyordu. Monseur Jean Baptiste Graullé. Titrek sesiyle “Seni öldüreceğim Agnessa. Tanrı şahidim o-“ Cümlesini tamamlamadan Agnessa’nın asasından çıkan yeşil ışık onu tam kalbinden vurmuştu. O ise daha teni soğumamış cesedi sert bir tekmeyle kenara itti. Çizmesine bulaşan kan sanki mührü gibi saf mermerlerde bir iz bırakıyordu. Donuk gözleri insanın içini kaskatı kesecek derecede bakıyordu. Koskoca koridorda yanında kalan müritlerini de diğer yanlara savdıktan sonra şu meşhur Kristal Salon’a girdi. Ve manzara… Toz mavisi rengindeki cüppeler kana bulanmıştı. Sahiplerinin kefeniydiler. Lanet kullanarak öldürülenler çok sayıdaydı. Cesetlerin üzerinden geçerek – ki zaman zaman ezerek – salonun konuşma kürsüsüne çıktı. Dirseğini başının desteği yaptı etrafını umursamaz gözlerle süzdü. Evet, buradaki öğrencilerin tamamı öldürülmüştü. Phenomore sevgili öğrencilerinin ölülerini görünce acaba ne yapacaktı? Küçük bir kız çocuğu gibi kar beyazı mendilini çıkarıp incilerini mi dökecekti?

Kendi bölümündeki tüm işler bitmişti, 1–2 zıpçıktıyı ise kara büyücüler hemen bastırıyorlardı. Taze ölülerin kan kokusu tüm okulu sarmıştı. O kokuyu derince içine çekti. “Magnifique!” Adeta müptelası olduğu kan kokusunun o görünmez sarmalından kendini çekip, sıyırmıştı. Saçlarıyla beraber dalgalanan siyah pelerini sanki onu başka bir diyardan fırlamış gibi gösteriyordu. Gözleri tehditkârdı. Nerde kalmıştı Ruth? Yoksa korkup kaçmış mıydı? Canı okulundan daha mı tatlı gelmişti? Kristal Salonun kürsüsünde beyninden geçenleri sıraya koymak imkânsızdı. Diliyle kurumuş dudaklarını ıslattı. Ne kadar sıkıcıydı! İşlerini bitirmenin rahatlığı bile ona batıyordu. Birden gelen yüksek ölçe sesiyle irkildi. Güneş ışığının cam duvarlardan yansıyıp kırılmasıyla oluşan ışık siluete vurdu. Narin bir vücuttu. Gözleri bitkin ve hüzünlü bakıyordu. Bu o’ydu. Beauxbatons Müdiresi Ruth Phenomore. Hızlıca Ruth kendisini görmeden tam onun arkasına ışınlandı. Koptu kopacak kadar ince kolunu sıkıca kavradı, kendine çekti. Tam merdivenlerde yakalamıştı onu, Ruth bir an dengesini kaybetti ve yere düştü. Kafasını taşlardan tekine vurmuştu. Kalkmaya çabalıyordu, Agnessa onu hızlıca yerden kaldırdı ve yüzünü kendi yüzüne çevirdi.

İlk defa bir bireyin yüzündeki rengin ve şeklin bu kadar çabuk değiştiğini gördü. Ruth korkudan bembeyaz kesilmişti, ellerini titriyor ve zor yutkunuyordu. Gözlerinin feri gitmiş gibiydi. Kendini göstermek için Ruth’a ufak bir tokat attı. Bu darbeyle sarhoş gibi sallandı. Ama gözleri açılmıştı. Gözbebekleri korkudan küçülmüştü, tıpkı bir fareye benziyordu. Burnunu her şeye sokan havalı bir farenin kapana kısılması gibi bir vaziyetteydi. Elleri titriyordu. Agnessa’nın gözlerindeki ateş onu felç etmiş gibiydi, elleriyle kenardaki masaya dayanmasa yere yığılıp kalacaktı. Gözlerini Agnessa’dan ayırdığında birden gözleri fal taşı gibi açıldı. Diğer büyücüleri görmüş olmalıydı. Agnessa uzun ince parmaklarını Ruth’un bembeyaz kesilmiş pürüzsüz yüzünde gezdirdi ve “Beauxbatons Kraliçesi, bir bebek gibi ağlayacak mı?” dedi. Ardından parmaklarıyla yüzü iterek bir iki adım uzaklaştı ondan. Belleğinde tüm kötü anılarını biriktirdi, biriktirdi, biriktirdi. Aniden arkasını döndü ve uzun asasını müdireye doğrulttu ve sonuna doğru bağırmaktan çatlak çıkan sesiyle haykırdı;“Creatus!” . Sesi tüm salonda dalga dalga yayılırken sanki ağır çekimde akıyordu her şey. Asasının ucundan çıkan ışık ilerledi, bir hızla Ruth’u vurdu. Ruth deliye dönmüştü. Yere yığılmıştı ve kıvranıyordu. “Öldür beni! Öldür beni!” diyen tiz sesi Beauxbatons’un tamamında yankılanıyordu. Herkes Agnessa ve Ruth’u izliyordu. Ruth’un isteğine kahkahalarla gülen Agnessa’nın yüzünde kimsenin bu zamana kadar görmediği bir zevk bir acı verme ve bir vahşet maskesi vardı. Ruth Phenomore sonunda delirmişti. Willow’a baktı ve ikisi beraber söylediler “Avada Kedavra!” asalarının ucundan çıkan yeşil ışık delirmiş zavallı Ruth’a derin bir darbe indirdi. Ebedi uykusuna doğru yol aldı ruhu bedenini burada bırakarak. Ve sonunda Beauxbatons Kraliçesi Ruth Phenomore ölmüştü…

Her ne kadar öldürme olaylarına karışan kara büyücüler bile bu olayın karşısında şaşakalmışlardı. Kristal Salon’a sessizlik hâkimdi. Bu sessizliği yaran tek şey otoriter bir ses olmuştu. “ Safkanların gücü yakında tüm kanı bozukların kökünü kurutacak! İşte ispatı! “ diyerek Ruth’un cansız bedenini belirtti, işaret parmağıyla. Ardından ikinci ses duyuldu. “Toparlanın, gidiyoruz.”

Agnessa Hurpra, öldürdüğü Ruth Phenomore’e bir kez daha baktı. Cansız bedeninin sadece gözleri açıktı, sanki hayata tutunmak ister gibi, bir yere tutunmak ister gibi kolu asılı kalmıştı. Sonrası boşluktu…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bãsilius Lérs
Baş Seherbaz - Yönetici
Baş Seherbaz - Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 33
Galleon : 54
Doğum tarihi : 25/01/93
Kayıt tarihi : 30/04/09
Yaş : 25

Bilgiler
Ro Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Claudia Wasseliné   Cuma Mayıs 01, 2009 8:42 pm

~ Değerlendirme : Gerçekten çok iyi bir kurgu yakalamışsınız.Okurken adeta sonun gelmesini bir an önce istedim.Çok merak uyandırıcı bir son.Renklendirme ve düzen gayet iyi.Ancak imla kurallarına göre " ... " (üç nokta) yarıım cümlelere eklenir.Üç noktadan sonra tamamiyle yorum okuyucuya kalmıştır.Örneğin: Sanki beni ... | gibi.

Puanınız: 98


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Claudia Wasseliné
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: Büyü Dünyasına Duyurular :: Rol Oyunu :: Puanlama Merkezi-
Buraya geçin: